ABD’nin İran’a yönelik askeri hamleleriyle başlayan kriz, yalnızca Orta Doğu’daki dengeleri değil, Washington’daki güç ilişkilerini de sarsmış durumda. Sürecin en dikkat çekici yönü ise Donald Trump ile Savunma Bakanı Pete Hegseth arasındaki giderek belirginleşen görüş ayrılığı.
Başlangıçta sert ve kararlı bir liderlik profili çizen Trump, bugün daha temkinli ve yer yer sorumluluğu paylaşan bir söyleme yönelmiş görünüyor. Bu değişimin merkezinde ise Hegseth’in etkisi ve yönlendirmeleri olduğu iddiası öne çıkıyor.
KARAR ALMA SÜRECİNDE HEGSETH ETKİSİ
Washington kulislerine yansıyan bilgilere göre, İran’a karşı askeri seçeneğin güçlü biçimde gündeme gelmesinde Hegseth belirleyici bir rol oynadı. Pentagon’un askeri kapasiteye dayalı hızlı sonuç beklentisi, diplomatik seçeneklerin geri plana itilmesine neden oldu.
Hegseth’in sert güvenlik yaklaşımı, krizin ilk aşamasında Trump’ın söylemleriyle örtüşse de süreç ilerledikçe bu stratejinin sınırları ortaya çıkmaya başladı. Beklenen hızlı sonuç alınamazken, savaşın maliyeti ve süresi öngörülerin ötesine geçti.
STRATEJİ ÇATLAĞI: BEYAZ SARAY VS PENTAGON
Savaşın ilerleyen aşamalarında ABD yönetimi içinde iki farklı çizgi belirginleşti:
Trump: Gerilimi düşürme ve müzakere kanallarını açık tutma
Hegseth: Askeri baskıyı artırma ve operasyonları genişletme
Bu ikili yapı, ABD’nin İran politikasında netlikten uzak bir görüntü oluşturdu. Bir yandan diplomasi mesajları verilirken diğer yandan askeri tonun yükselmesi, hem uluslararası kamuoyunda hem de ABD içinde “stratejik tutarsızlık” eleştirilerine yol açtı.
KAMUOYUNDA GÜVEN EROZYONU
ABD kamuoyunda savaşın uzaması ve maliyetlerin artmasıyla birlikte yönetimin kararları daha fazla sorgulanmaya başlandı. Özellikle asker kayıpları ve belirsiz hedefler, kamuoyunda rahatsızlığı artırdı.
Yapılan değerlendirmelerde dikkat çeken nokta ise eleştirilerin giderek Hegseth üzerinde yoğunlaşması. Savunma Bakanı’nın söylemleri ve savaşın gidişatına dair yaptığı açıklamalar, kamuoyunun bir kesimi tarafından “aşırı sert” ve “gerçeklikten kopuk” olarak değerlendiriliyor.
Bu durum, Trump’ın doğrudan hedef alınmasını kısmen engellese de, genel olarak yönetime duyulan güvenin azalmasını önleyemiyor.
NETANYAHU İLE PARALEL HAT
Krizin bir diğer boyutu ise Benjamin Netanyahu ile yürütülen yakın koordinasyon. ABD- İsrail hattında İran karşıtı politikaların uyumlu ilerlemesi, askeri seçeneğin daha güçlü şekilde öne çıkmasına zemin hazırladı.
Hegseth’in sert güvenlik yaklaşımı ile Netanyahu’nun politikalarının örtüşmesi, savaşın kapsamının genişlemesinde etkili oldu. Bu durum, Washington’da dış etkilerin karar alma süreçlerine yön verdiği eleştirilerini de beraberinde getirdi.
TRUMP NEDEN GERİ ADIM SİNYALİ VERİYOR?
Gelinen noktada Trump’ın söylem değişikliğinin arkasında üç temel faktör öne çıkıyor:
Hızlı zafer beklentisinin gerçekleşmemesi
Kamuoyu desteğinin zayıflaması
Kabine içi yönlendirmelerin sorgulanması
Bu tablo, Hegseth’in savaş sürecindeki rolünü daha görünür hale getirirken, Trump’ın da siyasi sorumluluğu paylaşma eğilimini güçlendiriyor.
SONUÇ: GÜÇ MÜCADELESİ VE SORUMLULUK ARAYIŞI
İran krizi, ABD için yalnızca bir dış politika sınavı değil; aynı zamanda yönetim içi güç dengelerinin de test edildiği bir süreç haline gelmiş durumda. Trump’ın söylemindeki değişim ve kamuoyundaki güven kaybı, karar alma mekanizmalarının ne kadar sağlıklı işlediğine dair soru işaretlerini artırıyor.
Bu süreçte Pete Hegseth ismi, yalnızca askeri stratejinin değil, aynı zamanda Washington’daki siyasi sorumluluk tartışmasının da merkezine yerleşmiş görünüyor.
KAYNAK: Haber Hürriyeti
























































































